Kategoriler
Bilim Çevre

Hayalet Adalar

Lat 19 deg 00′ Long 174 deg 48′
Cumartesi, 12 Ağustos 2006, 17.45 (yerel saat)

Sıkıcı, rutin kontrol işlemlerinden sonra Vava’u adasındaki Neiafu limanından ayrıldık ve Fiji’ye doğru yelken açtık. Late Adası’nın kuzeyinden geçtik. 5 mil sonra suda kahverengi bir şeyler olduğunu fark ettik. Bir çizgi şeklinde uzanıyordu… Önce bunun bir petrol sızıntısı olduğunu düşündük. Bazı gemiler denizde tanklarını temizleyince böyle şeyler oluşabiliyordu. Fakat bir süre sonra bu çizgi büyüdü ve genişledi. Suda yüzen yumruk büyüklüğünde kaya gibi kahverengimsi şeyler vardı. 

Bu satırlar, Maiken adlı bir yatın seyir defterine 2006 yılında kaydedilmiş. Olaya tanık olan İsveçli denizci Fredrik Fransson az sonra denizin tamamen kaybolduğunu ve etrafındaki her şeyin taşa dönüştüğünü söylüyor. Haritalarda okyanus olarak gösterilen bu yerde birdenbire karşılarına bir sahil çıkmış. Yüzen bir sahil. “Sahra çölüne benziyordu” diye tarif ediyor gördüklerini. Ufka doğru kilometrelerce uzanıyor. Fakat buradaki kum tepeleri dalgalarla beraber yükselip alçalıyor. Tanık olduklarını düşük çözünürlüklü bir fotoğraf makinesiyle kaydedip paylaşmış, ancak karşılaştığı bu manzaraların ve anlattıklarının gerçek mi yoksa fotomontajlı bir internet efsanesi mi olduğu uzun yıllar tartışılmış. 

Şimdi izleyeceğiniz görüntüler tam 13 yıl sonra 9 Ağustos 2019’da yine aynı bölgede seyahat eden bir başka tekneden çekildi. Avustralyalı Shannon Lenz okyanusun ortasında sabaha karşı garip bir sesle uyandıklarını söylüyor. Güverteye çıktıklarında etraflarında deniz yerine 15 cm kalınlığında yüzen bir kaya tabakasıyla karşılaşıyorlar. Tekneleri 6 saat boyunca bu kütlenin içinden geçiyor. Milyarlarca yüzen kaya parçasından bazıları neredeyse bir insan kafası büyüklüğünde.  

4 gün sonra Landsat 8 uydusu bölgenin şu fotoğrafını çekti. Daha geçen ay okyanus olan yaklaşık 150 kilometrekarelik bu yerde şimdi bir ada var. Marmara Denizi’nin ortasında bir gecede Kapıdağ yarımadası büyüklüğünde bir toprak parçasının oluştuğunu düşünsenize… 

Geçmişte denizciler seyir defterlerine haritalarda gözükmeyen böyle hayalet adalar kaydetmişler. Bunlardan en ünlüsü Sandy Adası. İlk kez 14 Eylül 1774’de meşhur Kaptan James Cook tarafından Yeni Kaledonya yakınlarında görülerek haritaya eklenmiş. Fakat zaman zaman o bölgeden geçen başka denizciler bazen böyle bir adanın olmadığını raporlamışlar. Bazen de olduğunu. Denizciler arasında “hayalet ada” ünvanını alan bu Sandy adası yüzyıllarca aralarında National Geographic’in de olduğu pek çok harita ve atlasta gösterilmeye devam etti. Hatta 2012 yılına kadar Google Maps’de bile vardı. 22 Kasım 2012’de oraya bilimsel bir çalışma yapmak için giden Avustralyalı bilim insanları haritalarda gösterilen koordinatlara ulaştıklarında orada okyanus dışında hiçbir şey olmadığını kesin olarak belgelediler. Yani böyle bir adanın olmadığını keşfetmiş oldular. Peki orada bir ada olduğunu söyleyen James Cook dahil pek çok denizci aslında ne görmüştü?  

Büyük bir ihtimalle az önce gösterdiğim görüntülerde izlediğimiz türden yüzen bir ada. Bilimsel olarak tanımlayacak olursak ponza taşlarından oluşan bir kütle. Peki bu kütleler nasıl böyle birdenbire oluşabiliyor? Yanardağ patlamalarıyla…

Yeryüzündeki oluşumlardan söz ederken genelde yüzbinlerce yıllık bir ölçekten söz ederiz. Ama tüm oluşumlar bu kadar yavaş gerçekleşmiyor. Yanardağ patlamaları bir anda etrafındaki coğrafyanın değişmesine yol açabiliyor. Biliyorsunuz karadaki patlamalar sonucunda dışarıya lava ve kül fışkırıyor. Oysa denizlerin dibinde de volkanlar var ve bunlar patladığında soğuk okyanus suyuyla bir anda karşılaşan lava hızla soğuyor ve ponza kayalarının oluşmasına sebep oluyor. Dünyada su üzerinde yüzebilen tek taş çeşidi bu. Belki banyonuzda bile vardır bunlardan. Topuk taşı da diyorlar. Nasırları, vücuttaki ölü derileri temizlemek için kullanılan bu taş, gördüğünüz gibi aynı zamanda yüzebilen hayalet adalar oluşturabilme potansiyeline de sahip. 

Yüzyıllar boyunca çok nadir görülen gizemli bir olay gibi algılanan bu durum aslında neredeyse her 5 yılda bir oluşan çok doğal bir döngü. Üstelik bizim genellikle yıkıp yok eden bir güç olarak gördüğümüz yanardağ patlamalarıyla oluşuyor. Bakın “patlama” diyorum. Hep olumsuz şeyler çağrıştırıyor. Oysa yeni bir şeylerin doğumuna tanık oluyoruz. Okyanuslardaki pek çok ada bu şekilde ortaya çıkıyor.

Tonga Krallığı Büyük Okyanus’ta yer alan ve 176 adadan oluşan bir ülke. Daha doğrusu 2014’e kadar 176 adadan oluşan bir ülkeydi çünkü 2015 yılında tüm dünyanın gözleri önünde nurtopu gibi yeni bir adaları oldu. Minik “Hunga Tonga-Hunga Ha’apai”yle tanışın. Kendisi deniz altında patlayan bir volkanla doğdu ve yeni patlamalarla büyümeye devam ediyor. Bu bölge bilim insanları için bir açık hava laboratuvarına dönüşmüş durumda. Adanın bazı kısımları erozyon nedeniyle toprak kaybederken bazı kısımları yükselmeye devam ediyor. Tıpkı bebeklerde olduğu gibi yeni doğan adalarda da ilk aylarda çok hızlı bir gelişim oluyor. Bunlar dünya tarihi boyunca da hep oluyordu ama uydular sayesinde artık bu değişimleri gün gün takip edebiliyoruz. Ada doğduktan 6 ay kadar sonra nisbeten daha stabil bir hale geldi. Bu gördüğünüz bilim insanı oraya çıkan ilk kişi ve yeni yapılmakta olan bir inşaatı denetler gibi bu yepyeni adayı görüntülüyor. Bilgi topluyor.

Toplanan bilgiler o kadar önemli ki sadece Dünya’nın değil başka gezegenlerin oluşumu hakkında bile bize fikir veriyor. Mesela Mars yüzeyindeki bir tepeyle kıyaslanabiliyor. İkisi arasındaki benzerlikler, farklılıklar ve ortak desenlerden yola çıkarak bir zamanlar orada da yaşam olup olmadığı araştırılıyor. 2-3 milyar yıl kadar önce Mars yüzeyinde de göller ya da küçük denizler içerisinde buna benzer adalar doğmuş olabilir. 

Volkanik adaların üzerindeki yaşam en az bu adaların oluşumu kadar hızlı gerçekleşiyor. Modern çağda doğumuna tanık olduğumuz başka bir adadan örneklendirelim bu konuyu da. Burası İzlanda yakınlarındaki Surtsey Adası. Doğum tarihi 14 Kasım 1963. Yakında 56. Yaş gününü kutlayacak olan 1.3 km2’lik bu adanın 155 m yükseklikte bir tepesi bile var. Doğduğundan bugüne toplam 69 bitki türü burada yetişmeye başlamış ve her yıl 5 civarında yeni bitki doğal yollarla buraya gelmeye devam ediyor. Genellikle kuşlar sayesinde. Şimdiye kadar 20 kuş türü buraya göç etmiş ve yuva yapmak için beraberinde getirdikleri bitkiler de buralarda yetişmeye başlamış. 

Çünkü ponza denilen bu volkanik taşlar çok bereketli. Belki dikkatinizi çekmiştir, iç dekorasyonda kullanılan saksılarda artık toprak yerine küçük taşlar kullanılıyor. Bunun tek sebebi estetik kaygılar değil. Saksıdaki toprağa su döktüğünüzde içeride havaya yer kalmayabiliyor. Oysa ponza taşları gözenekli olduğu için saksıya konulduğunda hem hava, hem su, hem de bitkinin gerekli besinleri alabilmesi sağlanıyor. 

İşte tam da bu yüzden videonun başında size gösterdiğim görüntüler bir hayalet ada filan değil. Tam tersine ada olmayı başaramamış ama başka adalara ya da kıtalara hayat sağlayabilecek türden bir oluşum. Eskiden denizcilerin ve Kaptan James Cook’un gördüğü, fakat sonradan başkalarının gidip de bulamadığı için hayalet dedikleri oluşumlar da muhtemelen buna benziyor. Çünkü denizin altında patlayan volkanlardan çıkan bu kayalar çoğu zaman bir adaya dönüşemiyor ve su üzerinde harekete geçiyor.

Ağustos ayında oluşan bu en genç kütle de bir ada olamamış ve şu anda Avustralya’ya doğru hareket ediyor. Tıpkı yanardağ patlamaları gibi bundan da hemen korkmamak lazım. Merak etmeyin deniz kirliliği filan değil bu. Hatta 8-9 ay sonra Avustralya kıyılarına vardığında orada dünyanın en büyük set resifindeki yaşama katkı bile sağlayabilir. Son yıllarda mercanlarının neredeyse yarısını kaybeden bu bölgeyi yeniden canlandırabilir. Alglerden yumuşakçalara kadar sayısız deniz yaşam formu bu taşlara tutunarak okyanuslarda seyahat ediyor ve karaya ulaştığında yeni evine yerleşip büyümeye başlıyor. 

Teknoloji geliştikçe bize bir zamanlar çok gizemli gibi gözüken bazı olaylar artık çok daha farklı algılanmaya başlıyor değil mi? Kulaktan kulağa bölük pörçük ulaşan bilgiler yerine artık dünyamızı neredeyse gerçek zamanlı olarak takip edebiliyoruz. Öğrendiklerimizi başka gezegenlerdeki yaşam olasılıklarıyla karşılaştırıyoruz. Bize bir zamanlar yok oluşu, ölümü çağrıştıran olayların aslında bir doğumu gerçekleştirdiğini fark ediyoruz. Dünyamız zümrüdü anka kuşu gibi küllerinden yeniden doğuyor.

Maiken yatının seyir defterine 2006 yılında yazılan satırları okumaya devam edelim. Olayara tanık olan denizci, yüzen bir Sahra çölüne benzettiği kaya kütlesinin volkanik bir patlama sonucu oluştuğunu anlamakta gecikmemiş…

Yeni aktif hale gelen volkandan iki mil uzaktayız ve onu açıkça görebiliyoruz. Bir mil çapında, dört tepe noktası ve buhar tüten merkezi bir krateri var. Arada bir gökyüzüne lav ve küller fışkırtıyor. Sanırım onu gören ilk insanlarız. Belki de ona bir isim vermemiz gerek. Hava giderek ısınıyor. Artık buralardan uzaklaşma zamanı geldi…

“Hayalet Adalar” için 5 yanıt

Sn Barış bey sizden rica etsem el cezeri içinde bir videodur görüşlerinizi merak ediyorum o yüzden

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir