Buradan ve şuradan giren veri miktarını hiç merak ettiniz mi? Araştırmacılar sıradan bir insanın beynine günde 34 GB veri aktığını hesaplamış. 2008 yılında. Her yıl bu verinin %5.4 oranında da arttığını bulmuşlar. Bu hesapla 2022’de beynimiz her gün 74 GB veriyle uğraşmak zorunda kalıyor. 500 yıl önce yaşayan en zeki, kültürlü, donanımlı insanın hayatı boyunca karşılaştığı veriyle biz bir günde muhatap oluyoruz. Böylesine karmaşık bir ortamda bu gelen girdileri filtrelemek; onları işlemek; ve anlamlı çıktılar ortaya koymak gerekiyor. Bunu yapabilmek için de bence en iyi yöntem yazmak.
Saatler neden hep 10:10’u gösterir?
Hiç dikkat ettiniz mi? Bir saatçiye girdiğinizde vitrindeki ya da duvarlardaki saatlerde ya da saat reklamlarında genellikle 10:10 geçeyi gösterir.
Evet, bazılarında 1-2 dakika ileri ya da geri olabilir ama analog saatler genellikle 10:10’u gösterirken sunulur. Online bir satış sitesine girip saat diye aratın. Dijitalleri ayıklayıp sadece Analog saatleri filtreleyin. Onlarca markanın yüzlerce modelinin neredeyse hepsi aşağı yukarı 10:10 konumundadır. Üzerindeki tarihler, günler farklıdır ama zaman aynı noktada durmuş gibidir.
Issız bir adaya gitseydiniz, yanınıza alacağınız 3 kitap ne olurdu? Bu soruya verdiğim cevaptaki ilk iki kitap yıllardır değişip duruyor ama üçüncü kitap 40 yıldır hep aynı: Kozmos. Bir yere gidecekseniz yanınızda tümüyle evreni de götürmek çok mantıklı değil mi? Bu kitap gerçekten de evren ve onun düzeniyle ilgili pek çok şeyi içinde barındırıyor. Açıklanması zor, karmaşık kavramları sanki bir arkadaşınız sizinle sohbet ediyor gibi çok sade bir dille anlatıyor. Adı sizi yanıltmasın, sadece uzayla, astronomiyle ilgili değil bu kitap. Felsefe, tarih, biyoloji, kimya gibi çok geniş bir konu yelpazesine sahip. İçinde elmalı kek tarifi bile var. Şaka değil, gerçek.
Şu 3 kelimeyi unutmayın:
Citius, Altius, Fortius
Daha hızlı, daha yüksek, daha güçlü.
Bu üç kavram insanlığın ilerleme arzusunu ne kadar da güzel anlatıyor, öyle değil mi? Ve uzaya yükselmekte olan bir roketle ne kadar uyumlu gözüküyor.
Oysa bu sözler herhangi bir roketin üstüne hiç yazılmadı. Keşke yazılsaydı. Kimsenin aklına gelmedi herhalde.
Bu sözleri Fransa’da gençler arasında düzenlenen bir spor müsabakasının açılışında Henri Didon adında bir hatip söyledi. Ta 1881 yılında. O etkinliğe katılan kişilerden biri bu sözleri çok beğendi. Daha sonra da sadece oradaki gençlere değil sporla ilgilenen tüm insanlara ilham olabilsin diye Olimpiyat komitesine sundu. Onlar da bunu çok beğendiler ve bir “motto” haline getirdiler. Çünkü kendi tanımlarıyla “Olimpik hareketin ideali sadece atletik ve teknik değildir, aynı zamanda insanlara ahlaki ve eğitici bir bakış açısı kazandırmayı da ifade eder.”
Işığın fotoğrafını çekebilir miyiz? Elbette. Peki gölgenin fotoğrafını çekebilir miyiz? Onu da çekeriz. Bana bir ışık kaynağı bir de onu engelleyen bir cisim verin, ben de size o cismin yerdeki gölgesinin fotoğrafını çekeyim.
Şimdi asıl soru geliyor. Aynı şeyi Dünyanın en güçlü ışık kaynağı ve Dünyanın en büyük cismiyle denersek ne olur? Ay tutulur! En büyük ışık kaynağı Güneş. Dünyanın en büyük cismi de Dünyanın kendisi. Işık ve cisim varsa o zaman bir yerlerde gölge de var demektir. İşte bize en yakın o yer de Ay oluyor. Ay, kendi yörüngesinde dolanırken, kimi zaman Dünya’nın gölgesine giriyor.
Geleceği hepimiz merak ederiz. Başımıza neler geleceğini, Dünya’nın nasıl bir yer olacağını… Bilinmeyeni bilmek isteriz.
- Gelecekteki bazı şeyleri bilebilme şansımız olsaydı ne olurdu? (Spielberg)
Bilim-kurgu filmleri çoğu zaman bunu tahmin etmeyi dener. Geleceği göstermeyi sever. Bazen kötümser -distopik-, bazen de iyimser -ütopik- bir dünya resmi çizer. Kameranın icadından çok kısa bir süre sonra ta 1902’de yapılmış filmlerde Ay’a yolculuk kehanetinde bulunuldu. Ve bu kehanet kendini gerçekleştirdi.
Bundan ötürü mü Ay’a gidildi yoksa zaten gidilebileceği için mi bu fikir önce insanların aklına düştü ve bununla ilgili romanlar yazdılar, filmler çektiler? Tavuk mu yumurtadan çıkar, yoksa yumurta mı tavuktan? Benzeri bir paradoks gibi gelmiştir bana bu durum.