Bugün sizlerin seçmiş olduğu bir konuyla karşınızdayım. Bir önceki videomda yeni bir format denemiştik. Sizlere 5 kaynak kitaptan 5 konu önerisi sunmuştum. Video içerisinde yaptığım ankette en çok oy alan konu “alışkanlıkların gücü” oldu. Gerçekten de çok önemli bir konu bu, seçtiğiniz için tebrik ederim. Çünkü böylelikle bir yandan da “wisdom of crowd – kalabalıkların bilgeliği” kavramını kanıtlamış oldunuz. Bu konu özellikle içeriye kapanmak zorunda olduğumuz bugünlerde daha da bir önem kazanıyor. Çünkü alışkanlıklarımızı yönetebilirsek hayatımızı değiştirebiliriz. Bu videoda sadece işin teorisini öğrenmekle kalmayıp 14 gün boyunca evimizden çıkmadan yapabileceğimiz bir deneyle pratiğe dönüştüreceğiz.
Yeni bir format deneyelim mi? Bir içerik formatı? Biliyorum burası bir TV ekranı değil, dolayısıyla TV programlarına benzer içerik formatlarına da ihtiyacımız yok. İsteyen istediği gibi içerik üretebilir. Ama burası geleneksel medya araçlarından çok daha fazlasını sunuyor bize. Videoyu beğenip beğenmemeye karar veriyorsunuz. Aşağıya yorum yazabiliyorsunuz. Video içinde yapacağım bir ankette oy kullanabiliyorsunuz. Bütün bunlar videonun içeriğine sadece benim istediklerimi değil sizin fikirlerinizi de katabilmenizi sağlıyor. Bunu daha iyi kullanabilmek, YouTube platformunun bize sunduğu interaktif imkanları daha iyi değerlendirebilmek için aklıma bir fikir geldi.
Bu sabah kalktım, yükselen güneşe gülümsedim. Üç küçük kuş gördüm. Tatlı şarkılar söylüyorlardı. “Bu bizim size mesajımız” diyorlardı.
Peki bu mesajı anlamayan var mıydı? Olmaz mı?
Bu mesaj sadece kuşlar tarafından değil yeryüzündeki canlı/cansız, büyük/küçük, hatta virüsler kadar minik tüm varlıklar tarafından sürekli olarak bize fısıldanıyor. Peki anlayabiliyor muyuz? Dünyanın tüm meşhur meydanları, sokakları boşaldığına göre geç de olsa evet.
Fotoğrafçılığın pek çok tanımı var ama benim en sevdiklerimden biri şu: ışıkla boyama sanatı. Gerçekten de öyle. Bir ressam fırçasıyla boyayı nasıl yönlendirip tuvalinde bir resmi ortaya çıkarıyorsa, bir fotoğrafçı da ışığı yönlendirerek bir fotoğrafı ortaya çıkarıyor. Özellikle bir insan yüzünü çekecekseniz ışığı iyi kullanmak gerekiyor. Eğer ışığı iyi kullanırsanız profesyonel DSLR makinelere gerek kalmadan cep telefonuyla bile etkileyici fotoğraflar çekmek mümkün. Bu videoda rahatlıkla uygulayabileceğiniz basit bazı tekniklerden bahsedeceğim.
Gelmiş geçmiş en iyi filmlerden biri olarak kabul edilen “Alien – Yaratık” filminin son sahnesinde kamera yavaş yavaş gözlere doğru yaklaşır.
-
- This is Ripley. Last Survivor of Nostromo.
Bu Ripley. Nostromo’da hayatta kalan son kişi.
Onun donuk gözlerinden korkuyu okuruz. Uzayda yeni bir dünyayı keşfederken karşılaştığı bir yaratık onun tüm arkadaşlarını öldürmüştür. Biri hariç.
-
- Come on kitty.
Bir kedi. Sahnenin başında Ripley’nin kucağında duran bu kediyi yönetmen filmin bir yerinde daha kullanır. Yaratığı ilk kez gördüğümüz yerde. Daha doğrusu tam olarak göremediğimiz. Bize film tarihinin en iyi tasarlanmış yaratığını açık seçik göstermek yerine sadece onu gören bu kediyi gösterir. Sadece kedinin gözlerine bakarak korkmamızı ister.
Sizin resminizi çiziyorum. Efendim? Olmaz öyle saçma şey mi? Sizi değil olsa olsa beni çeken kamerayı mı çizebilirim sadece? Nereden biliyorsunuz? Belki de yeni bir teknoloji çıkmıştır ve bunun sayesinde artık sizi görebiliyorumdur? Bazı öncü fikirler ilk çıktığı zaman hemen anlaşılamayabilir. Mesela televizyon… İlk zamanlar anlaşılamamıştı. Ne demişlerdi onu tarif etmek için?
-
- Bu radyonun resimlisidir!
Doğru. Radyonun resimlisi. Nasıl yani? Radyoda Zeki Müren şarkı söylemiyor mu?