Kategoriler
Müzik Sanat

Tarihin en büyük teatral gösterisi – Cirque Du Soleil

Eğer sesin yoksa… ÇIĞLIK AT!
Eğer bacakların yoksa… KOŞ!
Eğer umudun yoksa… İCAT ET!

Geçenlerde arşivimi düzenlerken “eşim fotoğraf çekerken” çektiğim bu fotoğrafı buldum. Onun neyi görüntülemeye çalıştığını hatırlamıyorum. Muhtemelen dünyanın o zamanlar bu en büyük oteli olan 6852 odalı MGM Grand’in karşısındaki sahte özgürlük heykelini karesine sığdırmaya çabalıyordu. Ama o bunu yapmaya çalışırken benim 15 sene önce neden bu tuhaf kompozisyonlu fotoğrafı çektiğimi gayet iyi hatırlıyorum. Arkadaki KA yazısını görüyor musunuz? 

Çölün ortasındaki bu ışıltılı vahaya gitmemizin en önemli sebeplerinden biriydi. KA, tarihteki en büyük teatral gösteri. Oldukça iddialı bir ifade olduğunun farkındayım. Ama teknolojik olarak en karmaşık, sahne olarak en büyük, hazırlıkları için en fazla para harcanan bu gösterinin neden böyle “en”lerle dolu olduğunu birazdan anlayacaksınız. 

Eşim ve ben sıkı bir Cirque du Soleil takipçisiyiz. Bugüne kadar pek çok gösterilerini izleme şansımız oldu. “Cirque du Soleil” Güneş Sirki anlamına geliyor. Ama bence tam bir sirk değil bu. Daha çok bir peri masalı. Görebileceğiniz en yaratıcı hikaye anlatım tekniklerini kullanıyorlar ve bunu yaparken geleneksel sirklerden farklı olarak hiç hayvan kullanmıyorlar. 55 farklı ülkeden sanatçıların, akrobatların, ritmik cimnastikçilerin, dansçıların, müzisyenlerin, tasarımcıların ve hatta olimpik sporcuların oluşturduğu 5000 kişilik büyük bir ekibin ortak çabası bu. 36 yıldır gezici çadırlarını Antarktika hariç dünyanın tüm kıtalarında kurarak onlarca performans gerçekleştirdiler. 

Sonra çadıra sığamayacak kadar büyük ve çadır gibi geçici olmayan bir şey yapmaya karar verdiler. Bunun için de 2005’de dünyanın en büyük oteli olan Las Vegas’taki MGM Grand’in içine özel bir tiyatro inşa ettiler. KA Tiyatrosunu…

Bu dev salon KA gösterisi için özel olarak tasarlandı. İçi 15 katlı bir bina yüksekliğinde. Seyircilerin oturduğu her koltukta bir hoparlör var. Toplamda 5000 hoparlör ve 3000 ışık sahneyi daha iyi görebilmek ve işitebilmek için hassas bir şekilde ayarlanmış. Sahne derken, bildiğimiz anlamda bir sahnesi yok bu gösterinin. Her yöne hareket edebilen, alçalıp yükselebilen platformlar var. Bunlardan biri yaklaşık basketbol sahası büyüklüğünde. Bir anda denize ya da kumsala dönüşebilen başka biri 50 ton ağırlığında.

Bütün bu karmaşık teknoloji, izleyicilere canlı olarak anlatılan bir hikayeyi farklı açılardan görebilmelerini sağlayabilmek için tasarlanmış. Çünkü iyi bir hikaye onu dinleyenlere bir yolculuk yaptırır. Yolculuğun farklı durakları için farklı sahnelere ihtiyaç var: doğumu simgeleyen denize, ayakları üzerinde durabilmeyi sembolize eden yamaçlara, gençliğin zirvesini temsil eden bir dağın zirvesine, oradan vertigo etkisiyle inilen bir ormana, mücadele içinde geçilen çalılıklara ve en sonunda ulaşılan medeniyete… Yerleşik kültürün simgesi bir kente…

Tüm bu hikayeyi gerçek zamanlı olarak 2 saatlik bir sürede anlatabilmek bugüne kadar sadece filmlerle mümkün olabilmişti. KA bunu teatral bir gösteriyle izleyicilerin gözü önünde gerçekleştirmeyi başardı. Ama bunun için toplam 165 milyon dolar harcandı. Bugüne kadar bir gösteri için harcanan en büyük miktar bu. Peki neden bu kadar pahalı bir hazırlık gerektiriyor?

Seyirciler tiyatro salonuna geldiklerinde aslında paralel bir dünyaya ışınlanmış gibi oluyorlar. Bugün kalıntıları arasında dolaştığımız antik sahnelerde de amaç buydu. Bu disipline “skenografi” adı veriliyor. Aristo’nun “Poetics” adlı eserinde tam olarak bu şekilde tanımlanmış. Eski sahnelerin tasarımları yapılırken, inşa edilirken gelen seyircilerin hikayenin bir parçası olmasına çalışılıyordu. Işığı, sesi, sahneyi ve üzerindeki oyuncuları, onların makyajlarını, kostümlerini bir bütün olarak hikayenin ayrılmaz bir parçası olarak kabul edip tasarlamak anlamına geliyor. Antik tiyatrolarda izlerini bulduğumuz bu holistik tasarım yaklaşımını Rolling Stones, Pink Floyd, U2 gibi müzik gruplarının konserlerinde de görüyoruz. Peter Gabriel’in 1994’te izlediğim “Secret World” konserini hala unutamıyorum. Konser kaydının tamamını YouTube’a koymuşlar, izlemenizi tavsiye ederim; “skenografi” derken ne demek istediğimi çok daha iyi anlayacaksınız. Bu bir müzisyenin sahneye çıkarak şarkı söylemesinden çok daha farklı bir şey. O konseri izlediğimde bunu tasarlayan zekanın kim olduğunu araştırmış ve Robert Lepage ismini bulmuştum. 10 yıl kadar sonra bu kişi Cirque Du Soleil için KA oyununu yazıp tasarladı. 

İşe önce sahnenin kendisinden başladı. 15 ay süren bir çalışmayla salonun tavanından tabanına kadar her ayrıntısını inşa ettiler. Bu sırada gösterinin danslarını tasarlayan kişi oyuncularla çalışmaya başladı. Bu da “skenografi” gibi bir tasarım disiplini: “koreografi.” Dans hareketlerinin tasarımı. Oyundaki hikayenin bir bölümünde savaş sahnesi var. Bu sahnenin hem tehlikeli akrobatik hareketler içermesi hem de şiirsel, adeta sürreel bir dans gibi olması gerekiyor. Provalar yapılırken yönetmen oyuncuları tam tepeden, üstlerinden görünce bunun çok etkileyici bir açı olduğuna karar vermiş. Peki gelen binlerce izleyici de aynı açıdan izleyebilir mi? Bu bir film olsa gönderirsin havaya bir drone, çekersin oyuncuları yukarıdan, olur biter. Buna da “sinematografi” deniyor; sinema filmi için görüntü kaydederken ışıklandırma ve kamera tercihleri yapma disiplini. Peki tiyatroda nasıl yapacaksın? Seyircileri yukarıya kaldıramayacağına göre? Sahneyi 90 derece kaldırıp seyircilerin karşısına getirmekten başka çare yok. 

Bu fırıl fırıl dönen sahneyi o yüzden yapmışlar. İçinde yakıtı, yolcuları ve bagajlarıyla birlikte tıka basa dolu bir Boeing 757 ağırlığında. Güçlü hidrolik kollar onu ve altında oyuncuları saklayan gizli bölümü rahatlıkla kaldırıp her yöne çevirebiliyor. Oyuncular, açılan bu sivri uçlara sahne dikey konumdayken tutunabiliyor. Gösteride birbirinden ayrılan ikiz kardeşlerin hikayesi anlatıldığı için ikinci bir sahne daha yapılmış. Bu da dev bir çekmece gibi açılıp kapanabiliyor. Anlayacağınız bu oyunda ayağınızı basabileceğiniz sabit bir zemin yok. Oyuncular klasik bir şekilde perdenin arkasından belirmiyor. Sağdan soldan, alttan üstten çıkıp giriyorlar. Bunları izlerken bile yükseklik korkusundan başımız dönüyor; her gün bu performansları yerden 30 metre yükseklikte gerçekleştiren kişileri düşünün bir de…

Cirque Du Soleil’nin KA benzeri başka büyük gösterileri de var. “Vardı…” demek daha doğru olur. Çünkü COVID-19 süreciyle birlikte Mart ayından itibaren bunların hepsinin perdeleri kapandı. Onlar da bu gösterilerin video kayıtlarını yayınlamaya başladılar. En ünlülerinden biri “O” adını taşıyor. Bu gösterinin özelliği büyük ölçüde suyla ilişkili olması. Bu kez sahne dev bir havuz şeklinde. İnternetten tamamını izleyebileceğiniz bu gösterinin linkini benimle paylaşan izleyicim gönderdiği mesajda bu sektör için Türkiye’de faaliyet gösteren bir firmada çalıştığını belirtmişti. Kültür Merkezleri, Tiyatro ve Sinema Salonları, Kongre Merkezleri, Konferans Salonlarına profesyonel sahne mekanik sistemleri tasarlayıp geliştiriyorlar. Yaptıkları işe farkındalık yaratmak ve insanlara bu alanı sevdirmek için bu videoya sponsor da olan Gala Sahne Teknolojileri, 15 yılı aşkın süredir ulusal ve uluslararası alanda pek çok başarılı projeye imza atmış. Ankara’daki 5000 kişilik “Kuzey Kent Kongre ve Kültür Merkezi”nde, ya da “Denizli Kültür Merkezi”nin 500, 1000 ve 2000 kişilik salonlarında onların tasarlayıp geliştirdikleri hareketli platformlar, orkestra bölümleri, döner platformlar gibi sahne teknolojilerini görebiliyorsunuz. Videonun açıklamalar bölümüne hem Gala Sahne Teknolojileri hakkında daha ayrıntılı bilgi bulabileceğiniz linki hem de onların benimle paylaştıkları Cirque Du Soleil gösterisinin video kaydı linkini bulabilirsiniz.

İzlediğinizde görebileceğiniz gibi neredeyse tamamen suda gerçekleştirilen “O” adlı bu gösteri dediğim gibi artık yapılamıyor. Hikayelerini anlatırken hayvanları sadece kostüm giymiş insanlarla canlandırmayı tercih eden bu sirkin sadece hayvanları değil, insanları da yok artık. Tüm dünyanın içine kapandığı bu dönemde diğer tüm gösterilerle birlikte perdelerini indirmek zorunda kaldı. Tarihin en büyük teatral gösterisi bir kez daha başlayabilecek mi bilinmez. 

Onların izlediğim tüm gösterileri içerisinde beni hikayesiyle en çok etkileyeni ne “O” ne de “KA”ydı. Cirque du Soleil deyince ilk akla gelen Alegria. 

İspanyolca “sevinç, mutluluk, coşku” anlamına gelen bir söz bu. Gerçi hangi dilde olduğunun pek de bir anlamı yok. Çünkü onların anlattığı bu evrensel hikayeleri anlamak için özel bir dili bilmeniz gerekmiyor. İzlediğinizde yüzünüzde beliren ifadeler; korku, heyecan, şaşkınlık ve en önemlisi tebessüm için anlatılıyor bu peri masalları…

Eğer sesin yoksa… ÇIĞLIK AT!
Eğer bacakların yoksa… KOŞ!
Eğer umudun yoksa… İCAT ET!

Çünkü Alegria’nın gerçek anlamı bu. Çünkü yüzünüzdeki tek bir masum tebessüm; içinde sadece sizi değil tüm insanlığı ışıldatacak bir güce sahip. 

Hani o masum ve tek bir tebessüm sanki,
Ateş gibi sarar tenini,
Hani o masum ve tek bir tebessüm sanki,
Seni senden alır götürür…

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir