“Hep ‘anı yakala’ derler ya… Sanki tam tersi gibi geliyor bana. An bizi yakalıyor.”
– Boyhood (2014), Richard Linklater
Geçenlerde şakayla karışık oğluma sordum: “23 Nisan yaklaşıyor, yeni bir video çekelim mi?” “Çocuk değilim baba.”
E değil tabi artık 14 yaşında. Bu kanala abone olanlar bilir, 2016’dan 2022’ye kadar yedi yıl boyunca her 23 Nisan’da onunla birlikte video çekmiştik, bizde gelenek olduğu üzere koltuğumu ona bırakmıştım. O geleneğin son videosunda “Yedi Yılda Nasıl Değiştim?” deyip o yıllara toplu bir bakış atıp veda etmiştik.
Çocukluğa veda.
O yılların kıymetini bilmek lazım. Biz de boşu boşuna 23 Nisan çocukların, 19 Mayıs gençlerin bayramı olmadı. Yetişkinlere armağan edilmiş bir bayram var mı, yok. Bizim kültürümüz çocukluğu ve gençliği adeta özel bir kategori olarak işaretlemiş, bu güzel ama geriye kalan tüm yetişkinliği tek bir blok olarak bırakmış. Bu ayrım aslında ne kadar yetersiz olduğunu daha yeni yeni anlamaya başlıyoruz. Bakın Cambridge Üniversitesi’nde yapılan bir bilimsel araştırma bunu yapısal olarak bize gösterdi. Geçen Kasım yayınladıkları çalışma şunu söylüyor: 9 yaşında çocukluk gerçekten biter. Beynimiz yaşam boyunca dört kez büyük ölçekte yeniden kablolanıyor. Hayatımız aslında beş ayrı çağdan oluşuyor.
Yasalarımız 18’i sınır kabul ediyor. Eğitimimiz 22’de bitiyor. Kültürümüz 35’i “yolun yarısı” olarak kabul ediyor. Ama Cambridge’in ortaya çıkardığı kırılma noktaları bunların hiçbiri değil. 9, 32, 66, 83. Bunlar beyin biyolojisinin gerçek değişim noktaları.
Bu sayıların ardındaki gerçeği size bilimden önce sinema üzerinden göstereceğim çünkü gerçekten de bir yönetmen 1964’te bunu yapmaya başladı. Apted’in 7 Up serisi: 7 yaşından 70 yaşına kadar aynı insanları çok uzun bir belgesel boyunca kaydetti. Ve ilginç bir şekilde hem o belgesel hem de yeni tamamlanan bu araştırma yaklaşık aynı sonuçlara ulaştı. Az sonra işte bunu hep birlikte göreceğiz. Bu kırılma noktalarını bilmenin neden önemli olduğunu anlayacağız.
İnsanlık, hayatın süresini ölçmek için bir sayı seçti binlerce yıl önce. Tek bir sayı.
Üç bin yıl önce Zebur’da, yani Müslümanların Hz. Davud peygambere indirilen kitap olarak bildiği metinde, Mezmur 90:10’da şu yazıyor: “Bizim günlerimizin yılları yetmiş yıldır.”
Bin dört yüz yıl önce Hz. Muhammed bir hadiste şunu söyledi: “Ümmetimin ömürleri altmış ile yetmiş yaş arasındadır, çok azı bunu aşar.” Aynı sayı.
Yedi yüz yıl önce. Floransa’da yazılmış bir kitapta ne yazıyordu dersiniz?
Bu kitapta… Dante 1300 yılında, 35 yaşındayken bu kitabın ilk satırını yazdı: “Nel mezzo del cammin di nostra vita.” “Yarılamışken ömrümüzün seyrini.” Yarısı 35 ise tamamı kaç? 70. Aynı sayı.
Sekiz yüz yıl atlıyoruz. 1946’da bir şiir yarışması düzenleniyor. Kazanan Cahit Sıtkı Tarancı’nın bir şiiri. “Yaş otuz beş, yolun yarısı eder. Dante gibi ortasındayız ömrün.” Şair de aynı sayıyı tekrar etti. 70.
Ve bu yıl. 2026. Michael Apted’in 1964’te başlattığı o ünlü belgesel serisinin son bölümü çıkıyor. Adı: 70 Up. 7 yaşından beri görmeye başladığımız aynı yüzleri 70 yaşında bir kez daha göreceğiz.
Üç bin yıl boyunca insanlık aynı sayının etrafında dönüp durmuş. Peki gerçekten de öyle mi? Yaş 70, iş bitmiş mi?
Bilimin son bulguları bu konuda ne diyor? Onlar beyin açısından baktıklarında 70’i nereye koyuyor?
Cambridge Ünicersitesi’ne yapılan bu araştırmaya biraz daha detaylı bakalım şimdi. Çalışmanın adı: Topological Turning Points Across the Human Lifespan. İnsan yaşamı boyunca topolojik dönüm noktaları.
Topolojik: ağ haritası demek. Hangi beyin bölgesinin hangisiyle bağlı olduğu, beynin yapısal kablolama düzeni. Cambridge’ten Alexa Mousley ve ekibi bu haritanın yaşam boyunca nasıl değiştiğini ölçmüşler.
3.802 insanı incelemişler. 0 yaşından 90 yaşına kadar. Dokuz farklı bilimsel veri tabanından gelen MR taramalarını, makine öğrenmesi yöntemleriyle birleştirmişler. Beyaz maddedeki suyun nasıl aktığını izleyerek bağlantıları haritaladılar.
Buldukları şu: beynimizin yapısal mimarisi yaşam boyunca dört kez büyük ölçekte yeniden çiziliyor. Dört kırılma noktası: yaş 9, 32, 66, 83. Aralarda beş ayrı çağ.
“Topolojik olarak, yapısal ağlar doğumdan yaklaşık 9 yaşına kadar aynı boyutlarda gelişiyor.”
– Mousley ve ekibi, Nature Communications, 2025
Çalışmayı ilk okuduğumda gözüm 9 yaşına takıldı. Bu kadar net bir çocukluk sınır çizgisi gerçekten ilginç geldi bana. Bizim 23 Nisan’lar için çektiğimiz son videodan bir yıl önce. O sonuncu videoya iyi sabretmiş demek. O andan itibaren “Çocuk değilim baba” demeyi hak ediyor. Çünkü başka bir çağa geçiş yapıyor.
Şimdi bu insan hayatındaki bu beş çağa bakalım. Her çağ için size bir yüz göstereceğim. Aynı yüz değil her seferinde, ama aynı yüzün farklı yaşlardaki hali. Apted’in on yıllar boyunca çektiği o yüzler.
İlk çağ. Doğumdan 9 yaşına kadar.
Bebeğin kafasında milyonlarca sinaps üretiliyor. Sinapslar nöronların birbirine bağlandığı noktalar. Beyin sonra hangileri çalışıyorsa onları korur, gerisini budar. Aktif olan kalır, kullanılmayan gider.
Bu çağda gri madde patlama yaşıyor, beyaz madde aynı tempoda. Kortikal kalınlık zirveye ulaşıyor. Mousley ve ekibinin çalışmasında geçen cümle şu: yapısal ağlar doğumdan 9’a kadar aynı boyutlarda gelişiyor.
Bu Tony. 1964’te 7 yaşındaydı. O yaştan sonra her 7 yılda bir yeni bir bölümde gözüktü. Hayatının en ilginç dönemeçlerinde başına ne geldiğini adım adım izledik. Evliliğini de gördük, yaşadığı kayıpları da. Araştırma 9 yaşında çocukluk biter diyor. Yapısal anlamda. Davranışsal ve duygusal anlamda elbette çok daha geç. Çünkü biz sadece beynin biyolojik haritasıyla yaşamıyoruz. Başımıza gelen olayları tümüyle kontrol edemiyoruz. O yüzden kültürel takvimimiz ayrı işliyor. Bir kişiyi 14’ünde, 21’inde, 42’sinde, 63’ünde gördüğümüzde onun beyninin içindeki topolojiyi değil, oradan yüzüne yansıyan kırışıkları okuyabiliyoruz sadece. Aynı yüzün beş çağ boyunca geçirdiği değişimi.
“Henüz tuhaf yıllara gelmediler. Ama gelecek.”
– Boyhood (2014)
9 yaşının altındaki çocuklar dünyayı kelimelerle değil eylemlerle anlıyor arkadaşlar. Ailenizde 7-8 yaşında biri varsa, ona kelime öğretirken neden anlamıyor gibi göründüğünü artık biliyorsunuz. Aslında anlıyor. Ama dünyayı dile değil eyleme bağlıyor. Beyni tam o işe göre inşa edilmiş durumda o yıllarda.
İkinci çağ. 9’dan 32’ye kadar.
Cambridge araştırmasında buna uzatılmış ergenlik denmiş. Dile kolay: 23 yıl. Ergenliğe özgü beyin değişikliklerinin paterni 32’ye kadar sürüyor. “Ergen kalıyoruz” demek değil bu, beyin mimarisinin ergenlik tipi yeniden kablolanmayla geliştiği son evre. Tabi bu araştırma cinsiyet ayrımı yapılmadan ölçümleri gerçekleştirmiş; kadın hormonal döngüleri ayrı bir kırılma noktası eklediğinde belki harita biraz daha değişebilir.
“Ağ yaşla birlikte hem küresel olarak daha verimli hem de yerel olarak daha uzmanlaşmış hale geliyor.”
– Mousley ve ekibi, Nature Communications, 2025
Tek çağ. 32’ye kadar. Bu yıllarda inşa halinde olan kritik bir bölge var: prefrontal korteks. Hani “Inside Out 2” filminde Anxiety, Riley’nin kafasına ilk girdiği sahnede prefrontal korteksin son ayarını henüz yapmadığını gösteriyordu ya aslında. Yapısal olarak.
Bu Nick. Apted’in başka bir yüzü. 21 yaşında, Yorkshire’da bir köylü çocuğu Oxford’a yeni girdi. “Bu programın bizi neye dönüştürdüğünü düşünüyorum,” diyor kameraya. Cambridge eğrisinde tam yükseliş anında.
Ve burada kritik kırılma geliyor. Yaş otuz iki. Cambridge’in tüm yaşam boyu izlediği en güçlü topolojik dönüşüm.
“32 yaşında olduğum korkunç bir kabus görüyordum… sonra gerçekten uyandım ve 32 yaşındaydım.”
– Before Sunset (2004), Celine
Bu “Before” filmlerinde 9 yıl arayla bir aşk hikayesi anlatılır. Bu iki karakter 23’lerinde tanışmıştı, 32’lerinde yeniden karşılaştılar. Araştırmanın tam da en kritik dediği yaşta.
Çünkü 32 büyük kırılma. Nedenini kısa bir aradan sonra anlatırım ama kısaca şunu söyleyeyim, eğer 32’nin altındaysanız beyniniz şu an son ayarını yapıyor.
“32 yaş, yaşam boyu en güçlü topolojik kırılma noktasıdır. Bu yaşta, diğer kırılma noktalarına kıyasla en yönlü değişimler ve trajektoride büyük bir kayma yaşanır.”
– Mousley ve ekibi, Nature Communications, 2025
Hayatın en şiddetli mimari değişimi 32’de. Beyin ergen paterninden çıkıp kalıcı yetişkin formuna bu yaşta geçiyor. Cahit Sıtkı’nın söylediği 35 yaşını belki de yolun yarısı değil de böyle algılamak lazım. Yani yolun yarısını tek bir yaş olarak değil de 32’den başlayıp ta 66’ya kadar giden bir orta yaş çağı olarak değerlendirmek.
Bu arada bu bilimsel çalışma yayınlandığında Batı medyasında bazı haberler biraz abarttı: “Cambridge dedi ki 30’a kadar yetişkin değiliz” filan diye yazdı. Çalışma bunu söylemiyor. Beynimiz 30’unda da tam fonksiyonel; sadece gelişimin paterni 32’de değişiyor, bu başka bir şey.
Üç sınırlılık daha var. Bir, çalışma cinsiyet ayrımı yapmadı; kadın hormonal döngülerinin yarattığı kırılmalar ayrı bir araştırmayı bekliyor. İki, veri kesitseldir; her kişi tek bir yaşta tarandı, aynı kişi 32 öncesinde ve sonrasında izlenmedi. Üç, 83 üstü çağı için sadece 93 kişiye baktılar; o yaş grubuna dair iddialar bu örneklemle sınırlı. Popülasyon ortalaması veriyor üstelik; bireysel beyinler bu kırılmaları farklı yaşlarda yaşayabilir.
Yine de bize oldukaç güçlü bir paterni bir deseni gösteriyor.
İşte az önce sözünü ettiğim bu orta yaş çağı 32’de başlıyor ve neredeyse 33 – 34 yıl sürüyor. İnsan beyninin evreleri içindeki en uzun olan çağ bu. Bu süre boyunca beynimizde hiçbir majör topolojik kırılma yaşanmıyor. Beyin mimarisi adeta stabil bir platoya oturuyor.
Aynı Tony. 42 yaşında. 70’e gitmesine 28 yıl var. Doğu Yakası’ndan Essex’e taşınmış, küçük bir taksi şirketi açmış. “Finansal kriz vurdu, iki yılda kurtulurum,” diyor kameraya. Orta yaş çağının ortalarına yaklaşmış. Yani yaş 35’in yeni versiyonunu yaşıyor. Yüz hemen hemen aynı, bağlantılar aynı, ama hayat değişmiş.
“İnsan hali tekil değil. Çoğul.”
– Before Midnight (2013), Jesse
Aynı sofrada 32 yaşında biri ile 50 yaşında biri oturduğunda, ikisi de aynı beyin çağında olabilir, ama hayatta aynı yerde değiller.
Daha ileri gitmeden önce bu yetişkinlik kavramını birz deşmek istiyorum. Çünkü ben daha yeni 23 Nisan videolarını bitirmiş gibi hissediyorum ama oğlum şu anda ehliyet sınavlarına hazırlanmaya başladı bile. Bu yaz 15 yaşına girdikten sonra özel izinli ehliyet alıp yanında biz varken araba kullanabilecek. Bu eyaletten eyalete değişiyor elbette Amerika’da ama lisede yasal olarak araba kullanan öğrenci çok. Türkiye’de 18 yaşında ehliyet alınabiliyor. Aslında sadece sürücü ehliyeti de değil pek çok şeye ehil olmanın yaşı olarak 18 kabul ediliyor: Oy, ehliyet, alkol, evlilik, askerlik. 18 yaşından bir gün önce bunları hiçbiri yasal değil, bir gün sonra hepsine birden ehil hale geliveriyor bir kişi. Ülkeden ülkeye küçük farklarla değişiklik gösterse de durum genel olarak böyle. Bazı ülkelerde kademelendirilmiş durumda: işte burada mesela alkolü 21’e uzatmışlar, ehliyeti 15-16’ya çekmişler.
“Yetişkinliğe geçiş kültürel, tarihsel ve sosyal faktörlerden etkilenir, saf biyolojik bir değişimden çok bağlama bağlıdır.”
– Mousley ve ekibi, Nature Communications, 2025
Erikson 1950’de “yetişkinlik 19’da başlar” demişti. 75 yıl önce. Bugünkü araştırmalar 32’ye kadar uzattı. O zaman bazı şeyleri siyah ya da beyaz kurallara bağlamak çok doğru değil gibi geliyor bana. Arada epeyce gri bölgeler var. Ve insanların neye ehil olup olmadığını buna göre yeniden değerlendirmek, gerekirse yasal düzenlemeleri bu yeni bilimsel bulguların ışığında biraz daha kademelendirmek gerekebilir.
Bu konuya ilişkin bir başka bulgu da 1978’de Daniel Levinson Seasons of a Man’s Life kitabında yapılmış. Erkeklerle derinlemesine mülakatlar var orada. Ve yazarın vardığı sonuç şöyle: 28-33 yaş aralığında “büyük bir yeniden değerlendirme” dönemi yaşıyoruz. Levinson buna Age 30 Transition diyerek literatüre geçirmiş.
Yani ta 1978’de yapılan bu kalitatif gözlemlere yakın bir sonuca ulaşılmış. Yaş 32 civarında insan beynindeki kablolar yerine oturmuş oluyor ve belki de biz bilmeden hayatımızı etkilemeye başlıyor.
Dördüncü çağ. 66’dan 83’e. Beynin mimarisi yeniden değişiyor. Beyaz madde yavaş yavaş dejenerasyona başlıyor. Bağlantılar azalıyor.
Bu bir çöküş değil yanlış anlaşılmasın. Yeniden örgütlenme. Topolojik değişimler 32-66 platosuna göre daha yavaş, daha doğrusal. Ağ yıkılmıyor, yeniden örülüyor.
“Burası gerçekten benim dairem, değil mi?”
– The Father (2020), Anthony
Anthony Hopkins’in canlandırdığı baba yaklaşık o yaşlardaydı. Kayıp gibi görünen, ama aslında kafasındaki ağ yeniden örülürken. Beyni adapte olurken görebiliriz bu yaştaki insanların bazılarını.
Bu çağda hipertansiyon ve damar sağlığı beyin yapısını etkilemeye başlıyor. 60’larda bedensel sağlık beyin sağlığıdır. TEDx konuşmasında nörobilimci Daniel Amen şunu söylemişti: “Alzheimer beyin hasarı semptomlardan 30 ila 50 yıl önce başlıyor.” Yani 30’larınızdaki bedensel sağlığınız, 60’larınızdaki beyninizin koruyucusu. Aile sofranızda 60’larında biri varsa, ona yapacağınız en büyük iyiliklerden biri hipertansiyonu kontrol altına almak.
Bu Neil. 56 yaşında. Apted’in en kırılgan yüzlerinden. “Hayat,” diyor kameraya, “siz başka bir şey beklerken başınıza gelendir.” Camus’tan alıntılıyor. 21’inde sağlam bir Liverpool çocuğu olarak gördüğümüz aynı Neil.
Beşinci ve son çağ. 83’ten sonra. Beyin bu çağda stratejisini değiştiriyor. Tüm beyne yayılan uzun bağlantılar zayıflarken, yerel kümeler daha güçlü kalıyor.
Bu çağda bireysel varyasyon en yüksek noktasında. Bazı 90 yaşındakiler 60’ındaki birinden daha keskin zekalı olabilir. Bazılarıysa daha çok yıpranmış. Hafıza, dil, dikkat. Hangisi sağlam kalır, işte bu beyin kablolarının 90’lı yaşlarda ne kadar dayandığına bağlı.
Aynı Tony. 63 yaşında. 7’de oyun sahnesinde gördüğümüz yüz. 21’inde sınıf farkını analiz ediyordu. 42’sinde finansal kriz vurmuştu. Şimdi 63 yaşında, kızı Jodie’den bahsederken duygulanıp susuyor. “O hayatımın en güzel hediyesi,” diyor sessizce.
83 yaşın üstünde anneanneniz, dedeniz, teyzeniz, amcanız varsa, aynı hikayeyi tekrar tekrar anlatıyor olabilir. Beyninin küçülmesi değil bu. Yerel kümelerin baskın gelmesi. Anlatılan hikaye, onun şu anki bağlam noktası. O kendi hikayeside yaşıyor. Onu durdurmak yerine siz o hayat oyununun tiyatro sahnesine katılmaya çalışın.
Sinema tarihinin belki de en dramatik hayat oyunu sahnelerinden birinde gördüğümüz gibi Artık büyük yolculukların yerini bir avuç sahne alıyor.
Size bu video boyunca kesitler sunduğum belgesel serisini ilk kez 6 yıl kadar önce bu kanalda anlatmıştım. Konsepti bana hala çok ilginç geliyor bu belgesel serisinin. 7 yaşındaki çocukları seçtiler, sonra her 7 yılda bir geri dönüp aynı insanları çektiler. 7 Up, 14 Up, 21 Up, 28 Up, 63 Up’a kadar geldi.
O zaman Cambridge Üniversitesi’nin bu çalışması yapılmamıştı. Ama işte bir şekilde bunun ilginç bir fikir olduğu sezgisiyle bilimden önce böyle bir sanatsal diyebileceğimiz çalışma yapıldı, “sinema verite” kavramına dahil edilebilir mi bilmiyorum. Ama onu izledikçe anlıyorum ki, bu insanların sadece hayatlarının değil beyinlerinin de geçtiği çağları bilmeden dokümante etmişler.
Bunu yapan ve herhalde dünyanın en sabırlı ve istikrarlı insanlarından biri olan yönetmen Apted 2021’de vefat etti. Pek çok kişi seri orada bitti sandı. Ama bitmedi. Bu yıl, 2026’da, 70 Up çıkıyor. Yönetmen değişti. Senna ve Amy belgesellerinin yönetmeni Asif Kapadia devraldı. Aama aynı yüzleri, bu kez 70 yaşında tekrar göreceğiz. Böylece beyinlerinin geçirdiği 4 çağa tanıklık etmiş olacağız.
Başta 70 sayısının üç bin yıllık zincirini anlatmıştım. Zebur’da 70. Hadis’te 70. Dante’de 70. Cahit Sıtkı’da 70. Üç bin yıl boyunca insanlık 70’i ömrün sonu olarak işaretlemişti. Şimdi Apted’in son belgeseli de aynı sayıda kapanıyor.
Ama devir değişiyor. Artık 70 bir son değil. 4. çağın ortası.
Zaten biz onun bir son olmadığını çok daha önceden sezmeye başlamıştık değil mi? Bir nesil Barış Manço’nun 7’den 77’ye programıyla büyüdü. Adam olacak çocukları gördü. Beyni farklı çağlarda yaşayan ve farklı gibi görünen insanları aynı kadrajda izledik. Bunu kanıksadık.
Eğer unuttuysanız ya da o çağı yakalayamadıysanız hemen söyleyim. Çok güzeldi. Ve çok doğruydu.
Siz şu an hangi çağdasınız bilmiyorum ama beyninize bırakmak istediğim asıl nokta bu bulgular değil. İster 14’ündeki oğlum gibi 9-32 platosunun başında olun, ister benim gibi 32-66 platosunun ortasında fark etmez. Önemli olan beyindeki bu farklılıkları bilimsel olarak bilmesek bile sezmek.
‘Siz’ tek bir şey değilsiniz. Hayatınız boyunca beş kez ‘siz’ oluyorsunuz. Beyniniz inşa halindeyken kendinizi yetersiz hissetmek başka, mimarinizin son ayarını yapmakta olduğunu bilmek başka. O yüzden bakmayın Cahit Sıtkı’nın 35’inde söylediği laflara. Şairdir o, derinden hisseder bazı şeyleri. Siz isterseniz “yaş 66, yolun ortası” diye değiştirebilirsiniz o sözleri. Ne de olsa “akıl yaşta değil başta” öyle değil mi? Siz anı yakalamıyorsunuz aslında. An sizi yakalıyor.
“Hep ‘anı yakala’ derler ya… Sanki tam tersi gibi geliyor bana. An bizi yakalıyor.”