En iyi tatil nasıl yapılır?

Tatil kelimesini de kavramını da pek sevmiyorum. Bana göre tatil yapmak, dinlenmek; hiç bir şey yapmamak değil, normalde yaptığım rutin işlerin dışına çıkmak demek. Bu rutinin dışına çıkmanın en kolay yolu da bir yerden başka bir yere gitmek, yani seyahat etmek. Peki en iyi tatil nasıl yapılır?

Ben yolculukla ilgili eylemlerimi üçe ayırıyorum: yolculuk öncesi, yolculuk sırası ve yolculuk sonrası…

Bir yerlere gitmeye karar verdiğiniz andan itibaren aslında kalben, ruhen ve zihnen o yolculuğunuz başlıyor. Eminim bunu siz de hissetmişsinizdir. O yüzden seyahat kararınızı mümkün olduğu kadar erken verin ve onu şimdiden düşünmeye, planlamaya başlayın. Mutlu olacağınızı bilimsel olarak garanti edebilirim. Hayat kalitesi hakkında yapılan bir araştırma yolculuktan duyulan mutluluğun, yolculuk daha başlamadan önce maksimum seviyelerine eriştiğini gösteriyor. DEVAMI ▷

Daha iyi fotoğraf çekmek için… Film izleyin! Matrix’ten 9 kompozisyon kuralı

Hepimiz daha iyi fotoğraflar çekmek istiyoruz. Bunun için daha iyi görmeyi öğrenmemiz lazım. Peki gözümüzü nasıl eğitebiliriz? Bugüne kadar pek çok farklı yöntem duymuş veya denemiş olabilirsiniz ama ben size gözünüzü eğitmek için bambaşka bir yol önereceğim: bol bol film izleyin! Gelin size filmler yardımıyla nasıl daha iyi görebileceğinizi göstereyim.

Evet, bol bol film izleyin. Ama gerçekten, görmeye çalışarak izleyin. Biz film diyoruz ama İngilizce’de “motion picture” da deniyor, yani hareketli resimler. Aslında her saniye bize 24 tane fotoğraf karesi gösteriliyor. E bundan iyi eğitim mi olur? Hem de hızlandırılmış eğitim.

Şimdi size çok sevdiğim klasik bir bilim kurgu filminden, 99 yapımı Matrix’ten bir sahne göstereceğim ve bu sahne üzerinden fotoğrafta kompozisyon tekniklerini inceleyeceğiz.

İlk kuralımız “Rule of thirds (üçler kuralı)” DEVAMI ▷

Gerçek Jenerik, 90 saniyede anlatılan hikaye

Dizi jenerikleri ikiye ayrılır: “Şuradan güzel bir font seç de dizinin adını yazıp bir döndürelim” mantığıyla hazırlanmış jenerikler; ve sanat eserleri. Gelin biz bu ikinci grup hakkında biraz konuşalım.

“True Detective – Gerçek dedektif” dizisi televizyon için yapılan en iyi dizilerden biri. İlk sezonu, 8 bölümlük bir diziden çok 8 saatlik bir film kalitesindeydi. Dizide ilgimi çeken özelliklerden biri, gerçekten çok kaliteli hazırlanmış giriş jeneriğiydi. Tasarımcı ekibi araştırdığımda bunların aynı zamanda Game of Thrones, Halt and Catch Fire gibi başka başarılı dizi jeneriklerine de imza atmış olduklarını gördüm.

True Detective’in ikinci sezonunda sanki jenerik değil de 90 saniyelik bir kısa film izliyor gibiyiz. Öyle tasarlanmış ki bize bir yandan pek çok şey anlatırken, bir yandan da hiç bir şey anlatmıyor, gizemini koruyor. Son derece dengeli: izlemek için kışkırtıyor fakat çok fazla detaya girmiyor; ipuçları taşıyor ama spoiler vermiyor. DEVAMI ▷

Plüton ve Sonrası, 248 yıl sonra nerede olacağız?

Pluto mu? Plüton mu? Gezegen mi değil mi? Biz bu kısır tartışmaları bir kenara bırakalım da güneş sisteminin sınırlarında ne var ve buna ulaşmak için insanlar teknolojiden nasıl faydalanmışlar bunun hikayesine bakalım.

Bize okul yıllarında Plüton 9. gezegen olarak öğretilmişti. Maalesef bu ünvan kendisinden alınarak cüce gezegen haline getirildi. İşte tam da bu ünvanın kendisinden alındığı yıl olan 2006’da dünyadan piyano büyüklüğünde tasarlanmış bir uzay aracı ona doğru yola çıktı: New Horizons – Yeni Ufuklar.

Düşünün o zamanlar Facebook, YouTube daha yeni kurulmuş, Twitter ortalarda yok. Dolayısıyla bu yolculuk sosyal medyada trend topic filan olamadı. Uzay aracı 9 yıldan beri yolda. O yoldayken teknolojik açıdan dünyada neler oldu neler. iPhone’lar, iPad’ler, iWatch’lar, ay aylar… Düşünebiliyor musunuz uzaya bir araç gönderiyorsunuz ama içine selfie çekebilecek bir iPhone bile konulamamış. Onun yerine Plüton’u keşfeden bilim adamının külleri, bir kaç bozuk para, pul, içinde 434.000 kişinin imzası olan bir CD-ROM, CD-ROM! USB bellek bile değil… Neyse, içinde bu hatıra eşyaları ve tabiki bir kaç bilimsel gözlem aracıyla birlikte yoluna devam ediyor. Ben bu videoyu yayınladıktan yaklaşık 48 saat sonra eğer başına bir şey gelmezse 14 Temmuz 2015’te hedefine varacak. Plüton’un yaklaşık 10000 km yakınından geçecek. DEVAMI ▷

Senin yazı tipin ne? Dünyanın en önemli fontları

Hayatınızda her gün muhakkak gördüğünüz, sizi olumlu ya da olumsuz olarak etkileyen bir tasarım ürünü var. Hayır cep telefonunuzdan bahsetmiyorum. Bu öyle bir tasarım ürünü ki eğer bilgisayarla yazı yazıyorsanız onu kullanarak aslında siz de bir tasarım yapıyorsunuz. Seçeceğiniz tipe göre sizi vezir de edebilir, rezil de… Yazı tiplerinin renkli dünyasına hoş geldiniz…

Hızlı bir giriş yapalım. Gerçekten bir tasarımcı gibi davranmak için bilmeniz gereken sadece iki font var. Helvetica ve Comic Sans. İkincisini yazının en sonuna bırakalım çünkü sizi vezir yapacak olan, iyi bir tasarımcı gibi gösterecek olan yazı tipimiz Helvetica. O kadar önemli bir yazı tipi ki hakkında 80 dakikalık bir belgesel yapılmış durumda. Önemli çünkü kullanımını hemen her yerde görebilirsiniz: logolarda, reklamlarda, tabelalarda…

Bu yazı tipi neden bu kadar popüler? Çünkü tipografinin amacına çok uygun bir tasarıma sahip. Okunaklı, net, kolay anlaşılabilir. Tasarımı değil içeriği size gösteriyor. Helvetica, tasarımcısının memleketinden olsa gerek İsviçreli demek Latincede. DEVAMI ▷

İş dünyasında yaratıcılık, Creativity, Inc

Ateş ve barut. Yağ ve su. İş ve kreativite. Birbiriyle karışamayan, karışmaması gereken kombinasyonlar gibi duruyor. Ama galiba son ikiliye bir istisna yapmanın vakti geldi. İş dünyasının asıl ihtiyacı kreatif bir DNA olabilir mi?

Tasarım ve teknoloji dünyasının kesiştiği noktada “sanat” yapabilen çok az şirket vardır. Bunların içinde en beğendiklerimden biri Pixar. Çocuklara ve büyüklere animasyon yapıyor. Şirketi kuranlardan biri, Ed Catmull, aynı zamanda onu hala yönetiyor. Üstelik tecrübelerini bir kitapta derledi.

Pek çok insan iş dünyasında başarının olağanüstü fikirlerden geldiğini düşünür. Bence de öyle. En azından çoğu zaman. Fakat bu olağanüstü fikirlerden, buluşlardan daha önemli, daha çok dikkate alınması gereken bir faktör var: insan. DEVAMI ▷

Apple Watch alalım mı? Almayalım mı?

Bir zamanlar Casio saatler vardı. Estetikten nasibini alamamış bu küçük Japon harikalarını hesap makinesi olarak da kullanırdık ama onlara asla “akıllı saat” demedik. Şimdi “Apple Watch”la akıllı saatler devri resmen başladı. Peki bunlar gerçekten Casio’dan daha mı iyi?

Eylül 2014’te her zamanki gibi etkileyici bir sunumla Apple Watch tanıtıldı. O zaman bu sunum hakkındaki yorumlarımı “Apple Watch, but don’t taste” videosuyla anlattım. Şimdi de artık piyasaya çıktığına göre Apple Watch hakkında konuşabiliriz.

Teknoloji perspektifinden bakınca Apple’ın “kişisellik” ilkesinden yola çıktığını görüyoruz. Önce “kişisel bilgisayarlar” personal computers PC vardı. Sonra cep telefonlarıyla teknoloji daha bir kişisel hale geldi. Akıllı saatlerle “en kişisel” şeklini buldu. Bu noktadan sonra insan acaba daha kişisel bir teknoloji nasıl olacak diye düşünmeden edemiyor. DEVAMI ▷