Hindistan, 7 Eylül 2019’da Ay’a iniş yapacak 4. ülke olmak üzere oraya gönderdiği Chandrayaan 2 uzay aracından ayrılan Vikram modülünü yavaşça Ay yörüngesinde alçaltmaya başladı. 2008’de resmen başlatılan bu uzay programında 11 yıldan beri çalışan mühendisler ve bilim insanları nefeslerini tutmuş bu inişi izliyordu. Çünkü artık yapabilecekleri çok fazla bir şey yoktu. Bu robotik bir görevdi. Her şey önceden tasarlanmış ve programlanmıştı. Teknolojik olarak en zorlayıcı kısım inişten önceki son 15 dakikaydı. Bu aşamada ben de bu tarihi anı sizlerle birlikte izleyebilmek için canlı yayına geçtim. Az sonra dünyanın bir ucunda bu bilim insanları, yanlarında genç öğrenciler ve yaşlı yöneticilerle birlikte kamera karşısında; bizler de dünyanın bir başka köşesinde 7’den 77’ye ekran karşısında, dünyamızın biricik uydusuna bir kez daha dokunmanın heyecanını hep birlikte yaşamak üzere hazırdık.
29 Ekim 1787 gecesi Mozart hızlı adımlarla Prag’daki Estates tiyatrosunun bu gördüğünüz sahnesine girdi. Çok heyecanlıydı. Tam bu noktada durdu ve kalabalığı selamladı. Kalabalık ondan daha da heyecanlıydı. Eee ne de olsa daha yaşarken bir efsaneye dönüşmüş bu bestecinin en önemli eserlerinden birini ilk kez dinleyeceklerdi. Don Giovanni Operası. Bu eser o kadar önemlidir ki felsefeci Kierkegaard tüm klasik müzik parçaları içerisinde onun en üstte durduğunu söyler. Eğer ölmeden önce tek bir opera izleme şansınız olursa görmeniz gereken opera budur. Böylesine önemli bir eserin prömiyer gecesinde Mozart’tan da onu dinlemeye gelen kişilerden de daha heyecanlı olan birileri vardı: Orkestra üyeleri. Neden heyecanlıydılar biliyor musunuz? Çünkü hiç prova yapamamışlardı. Çünkü az önce hızlı adımlarla sahneye giren Mozart eserin şu anda dinlemekte olduğunuz uvertürünün notalarını yazmayı yeni bitirebilmişti. Orkestranın önüne konulan notaların mürekkebi bile daha kurumamıştı. Çünkü Mozart gibi dahiler bile işlerini erteleye erteleye son dakikaya bırakabiliyordu.
Böyle bir insan yok!
Böyle bir insan yok! Hiç yaşamadı. Böyle bir insan da yok. Bu insanlar size bir yerlerden tanıdık gibi geliyor olabilir. Ama bu yüzlerin hiçbirini daha önce görmediniz. Çünkü bu insanlar hiç yaşamadı.
O gördüğünüz fotoğraflar, bilgisayar kodlarıyla satır satır, piksel piksel üretildi. Bu videoda sadece onların nasıl yapıldığını değil, bu yöntemin bilgisayar yazılımcısı olmasak bile hayatımızda nasıl işe yarayabileceğini anlayacağız.
Makineler yıllardır gördükleri fotoğrafları tanımayı ve tanımlandırmayı öğrenmeye çalışıyor. 2013 yılında bu konuda insan seviyesine ulaşmayı başardı. Artık böyle bir fotoğrafa bakınca bir at, onun üzerinde bir insan ve onun da kafasında bir kask, bir binici togu olduğunu ayırt edebiliyor.
Bu videoda benim kanalım için yeni ve farklı bir şey deneyelim istiyorum. Bir çeşit bayram hediyesi olsun bu deneme. Çeşitli konulardan rastgele seçilmiş 20 soru sorup cevabını vereceğim. Eğer isterseniz bu soruları sorduktan sonra videoyu duraklatıp cevabını düşünebilirsiniz. Ya da arkadaşlarınızla birlikte bir yarışma düzenleyebilirsiniz. Ya da sadece izleyebilirsiniz. Tercih sizin. Bakalım bu formatı beğenecek misiniz?
Dünyanın yedi harikasından biri olan Mısır’daki Büyük Piramit’te (Keops Piramidi) kaç kaya kullanılmıştır?
Sizlere iki film sahnesi izletmek istiyorum. İkisinde de insan beynine nasıl kablo bağlandığını göreceksiniz. Birincisi hemen herkesin bildiği bir filmden: 1999 yapımı Matrix’ten geliyor.
Oldukça acı verici bir deneyime benziyor. Şimdi ikinci göstereceğim sahne çok daha yeni bir tarihte 2019 Temmuz ayında çekildiği için daha acısız bir deneyimi bize gösteriyor. Bir tane kalın kablo yerine beyne birden çok ince kablo bağlanıyor. Evet bu ikinci sahneyi hangi filmden aldığımı merak ediyorsunuz değil mi? Aslına bakarsanız bir filmden değil bir sunumdan aldım bu sahneyi. Neuralink şirketinin geliştirdiği bir robotun gerçek görüntülerini izledik. Dikiş makinesi gibi çalışan bu robot kablo dikiyor. O kabloların bir ucu insan beynine diğer ucu da bir bilgisayara bağlanacak. Yani bir beyin-bilgisayar-bağlantısı yapılacak: BBB. Şaka gibi geliyor kulağa. Ya da bu ancak bilim-kurgu filmlerinde olabilir diye düşünüyorsunuz önce. Ama dedim ya bu sahneyi bir sunumdan aldım diye. Sunumu yapan kişi Elon Musk. Mars’a gidecek roketler ve kendi kendine gidebilen elektrikli otomobillerden sonra insan beynine de el atmadan duramamış. Az önce gösterdiğim teknolojiyi geliştiren Neuralink şirketi o ve arkadaşları tarafından 2016’da gizlice (hadi gizlice demeyelim de sessiz sedasız) kuruldu. Çünkü kamuoyu bunu ancak 2017 Mart’ında öğrendi. O zamana kadar çeşitli üniversitelerden dünyanın en ünlü sinir bilim uzmanlarını işe almışlardı bile. 90 kişinin 3 yıllık çalışmalarının sonucu, geçtiğimiz 16 Temmuz’da yapılan bir sunumla tüm dünyaya açıklandı.
Ay’a gerçekten gidildi mi?
Bundan 50 yıl önce 20 Temmuz 1969’da ilk kez iki insan Dünya’dan başka bir gök cisminin üzerine indi. Takip eden yıllarda sevgili uydumuza 6 kez daha insanlı uçuş gerçekleşti ve Ay yüzeyinde toplam 12 kişi yürüdü. Bu kişilerin hepsi de Amerikalı ve NASA astronotu. Sizlere 3 cümle söyledim ve sonuncu cümlemde bu bilgilerin kaynağını da vermiş oldum. Peki ya bu bilgiler doğru değilse? Şimdi diyeceksiniz ki, seni zaten NASA roket fırlatışına bile davet ediyor, resmi söylemin dışında yeni bir şey söylemeyeceksin, bizi oraya gidildiğine inandırmaya çalışacaksın. Videolarımı uzun süredir izleyenler şunu herhalde anlamıştır. Sizlere sadece bilgi vermeye çalışmıyorum. Bunun yanı sıra o bilgilere nasıl ulaşacağınızı, elde ettiklerinizi ne şekilde değerlendireceğinizi de anlatıyorum. Eğer buraya sadece balık yemeye geliyorsanız işiniz biraz zor, çünkü burada hep beraber daha iyi nasıl balık tutabileceğimizi öğreniyoruz ki tek başımızayken aç kalmayalım. Bugünkü balığımız oldukça büyük. Onu yakalayabilmek için önce yarım yüzyıldır tartışılan o soruyu tekrar soralım.